Kazak Kültürü (Қазах мадениеті)


                                        KAZAK BOY TEŞKİLATI

            Kazaklar boy, oymak ve aşiretlere bölünerek, kendi etnik durumunu ifade etmektedir. Nasıl ki Oğuz Türkleri 24 Boydan ve bunun alt oymak ve aşiretlerden oluşuyorsa, Kazak Türkleri için de aynı gerçek söz konusudur. Kazaklar 15-16 Yüzyılda üç cüze bölünmüştür.

            Kazakların atası ‘Alaş’tır. Alaş’ın ‘Kazak’ adında bir oğlu vardır. Kazak’ın ise üç oğlu olur, büyük oğluna ‘Bekarıs’,ortanca oğluna ‘Akarıs’,ve küçük oğluna da ‘Janarıs’ adı verilmiştir. Bekarıs’ın neslinden gelenler ‘Uluğ Cüz’ü oluştururlar ki,King Hanedanlığı (1644-1912) yıllarında bunlara ‘Sol Kazakları’ veya ‘Büyük Otağ’ adı verilmiştir.Akarıs’in sonraki nesillere ‘Orta Cüz’ü oluştururlar ve King Hanedanlığı döneminde ‘Sağ Kazakları’ veya ‘Orta Otağ’,Janarıs’ın neslinden olanlar da ‘Batı Kazakları’ veya ‘Küçük Cüz’ adlarıyla anılmışlardır.

            Kazakların üç cüz şeklinde tasnifi, etnik birleşimi değil, coğrafik, iktisadi, sosyal ve idari yapının özellikleri ile ilgili bölgesel birliktir. Kazak bozkırı eskiden beri üç bölgeye ayrılmıştır.

            Kazak cüzlerinin hepsinin yaşam alanları bir birinden ayrı olarak taksim edilmiştir. Ulu cüz, İli nehri sahili,Şu,Talas ve Sirderya kıyılarında;Orta cüz Altay dağları çevresi,İrtiş kıyıları,Yedisu’nun kuzey kısmı yani şimdiki Orta Kazakistan’da, Küçük Cüz de Sirderya’nın Aral Denizi’ne döküldüğü  yerden başlayıp,Hazar denizine kadar devam eden bölgelerde yaşamaktaydılar.

            Günümüzde bu özellik muhtelif yer değiştirmelere rağmen,Kazaklar hangi cüz ve kabileye ait olduklarını bilip,buna özen göstermektedir.Bu üç cüz Alaş ortak noktasında birleşmektedirler.Her bir cüz kendine  Alaş dediği gibi,bugünkü Kazaklar da kendilerine Alaş adını vermektedirler.

            Kazaklar,ata-baba şecerelerine çok önem vermektedir.Şecerelerini gelecek kuşaklara öğretmek,aile eğitiminin önemli bir parçasıdır.Bilhassa, ‘‘yedi atasını bilmeyen öksüzlüğün işareti’’sayılmış,evlilik ilişkilerinde de,yedi göbek akrabalık bulunmamasına özen gösterilmiştir.

            Kazak, Alaş ve cüzlerin nasıl oluştuğu hakkında bir çok rivayet bulunmaktadır. Bunlardan en fazla kabul göreni; yüzlerce yıl önce Sirderya Nehri’nin kenarında otuz iki kabileye hakim olan Arıstan Han’ın yaşadığı, bu hanın savaşta esir düşmüş güzel bir kıza aşık olup, evlendiği ondan vücudu alaca renkte bir çocuğu olduğu, bunu kötüye yorup, çocuğu Sirderya’ya bıraktırması,onu çocuğu olmayan bir balıkçının bulup,evlat edinmesi ile ilgilidir.Bu çocuk çok kahraman ve cesur olduğundan,ünü çok kısa bir zamanda her yere yayılmış,alaca olmasından dolayı buna, Alaş adını vermişler.Bunu duyan Arıstan Han,oğlu Alaşı’ı güçlendirmek için ona ilk yıl Üysun idaresinde yüz kişi,ikinci yıl Bolat idaresinde yüz kişi ve üçüncü yıl da Aşlın idaresinde yüz kişi göndermiş.Bu üç yüz kişiyle serbest dolaşan Alaş,çevresindeki halkları emri altına alarak güçlenmiş ve bundan böyle de be halka ‘Kazak’ denmiş.Bu hal kazaklar arasında ‘‘Atamız Alaş,adımız Kazak,üç cüz nesliyiz’’şeklinde sembolize edilmiştir.

            Kazak kelimesi,kahramanlar ve serbest insanlar anlamına gelmektedir.Kazak halkı Alaş’ı han seçmiş,Alaş da halka danışıp,Üysun başkanlığındaki yüz kişiyi Ulu cüz/yüz deyip,Sirderya’nın yukarısındaki toprakları,Bolat başkanlığındaki yüz kişiye Orta cüz/yüz deyip Sirderya’nın orta kısmını ve Aşlın liderliğindeki yüz kişiye de Küçük cüz/yüz deyip Sirderya’nın aşağı kısmı vermiştir.

            Ulu cüz 23 boydan oluşmaktadır.

            1.Abdan(Alban)                                                12.Jalayir(Celayir)

            2.Bekbulat                                                         13.Kanlı

            3.Bestamgali                                                     14.Kuralas

            4.Butbay                                                            15.Oşaktı

            5.Canıs                                                               16.Sambet

            6.Çanşklı/Şanışkılı                                             17.Sarı Uysun

            7.Çımbır/Şımır                                                   18.Sıykım

            8.Çimbil                                                             19.Sirgeli

            9.Çinhoca/Şınhoca                                             20.Suan

            10.Dulat (Duglat)                                              21.Tilik

            11.Istı                                                                22.Tulatay

            23.Uysun

            Orta cüz 24 boydan oluşmaktadır.

            1.Argın                                                               13.Sadır

            2.Nayman                                                           14.Matay

            3.Kıpçak                                                             15.Uvak

            4.Kerey                                                              16.Kara-kerey

            5.Kongrat                                                           17.Bura

            6.Sanglı                                                              18.Ergenektı

            7.Mangıtay(ya da Mangatay)                            19.Teristangbalı

            8.Baganalı                                                          20.Abay-kerey

            9.Baltalı                                                              21.Kıtay-kıpçak

            10.Mansır                                                           22.Sıban-kerey

            11.Taraktı                                                           23.Kaba-kerey

            12.Sarjomart                                                      24.Bursları-kerey

            Küçük cüz de 33 boydan oluşmaktadır.

            1.Alçın                                            10.Jappas

            2.Altın                                             11.Karakesek

            3.Alaşa                                            12.Kerderi

            4.Argın                                            13.Maskar

            5.Alim                                              14.Kereit

            6.Berş                                               15.Tama

            7.Aday                                            16.Tabın

            8.Juy                                                17.Teristangbalı

            9.Esetemir                                       18.Ongtanbalı tabın

            19.Tazdar                                        27.Serkeş(Çerkeş)

            20.Ramadan                                    28.Tana

            21.Teley                                          29.Kızılkurt

            22.Tortkara                                      30.Şihlar

            23.Sunak                                          31.Kete

            24.Karasakal                                     32.Baybaktı

           25.Çomekey                                     33.Karaulkesek

           26.Şektı

           Kazaklar, kendi soy ağacını            ezberleyen insanlara ‘şecereci’ ismini verip, saygı göstermişler bu unvana sahip olanlar, bir cüzün soy ağacını bilebildikleri gibi, bazıları üç cüzün de soy ağacını ezbere bilenleri vardır.Onalar Kazakların 77 atasına kadar tek tek saymışlar,200 den fazla kabileyi ezbere bilmektedirler ki,her bir kabilenin kendisine ait şeceresi bulunmaktadır.Bunlardan bazıları yazılı,bazıları da sözlü olarak günümüze kadar gelmiştir.

           Kazakların cüz,boy ve kabilelere göre tasnifi ve bunlara mahsus işaretler,iktisadi hayatlarının da gereğiydi.Zira Kazaklar,nesillerinin ait olduğu boylarının isimleri dışında damga ve uranlarını da tamamen kurumuşlardır.Çünkü bunlar hayvancılık ile uğraşan halkın eski çağlardan beri,birleşme, yardımlaşma ve anlaşmalarında bir yemin yerini tutmuşlar.İmparatorluk mührü olarak da kullanılmıştır.Çeşitli boylardan toplanma ve alışveriş yerlerini işaret etmek için dağ yamaçlarındaki kayalara kazımışlardır.

           Damga ve uranlar bozkurda hayvanların işaretlenmesinde kullanılır, böylece bir birlerine karışmaları önlenirdi. Göktürk ve Kazaklar, hayvancılığı organize etmekte kullandıkları en önemli yöntem,bu damga ve işaretlerdir.

           Kazak halkının çeşitli boy ve damgaları, başka boylar tarafından fark edilmek amacıyla bayraklarda da kullanılırdı.Bu bayraklar sayesinde,o grubun hangi boya ait olduğunu sormaya ihtiyaç kalmazdı.Özellikle savaşlarda bu önemli bir uygulamaydı.

           Damgalar aynı zamanda hangi kabileden olduğunu belli etmek için mezarlarda da kullanılırdı. Eğer bir kişi ölürse, onun ailesi veya kabilesi köşeli bir taşın üzerine boy damgasını kazıyarak, mezarın ortasına dikerdi.

                                       KAZAKLARDA MİLLİ BAYRAMLAR

           Anadolu Türklerinde olduğu gibi Kazaklarda da tabiata dayalı bayramlar bulunmaktadır. Kazakistan’da tabiata dayalı bayramlar, Türkiye’ye göre daha gösterişli bir şekilde, adeta bir düğün gibi kutlanmaktadır. Bunalar yeni yıl düğünü –‘‘Nevruz’’, yaz düğünü –‘‘kımızmurunduk’’,güz düğünü –‘‘sabantoy’’veya ‘‘mizan’’,kış düğünü –‘‘soğumbaşı’’dır.

           Nevruz.

           Nevruz 21-22 Martta kutlanan baharın gelişinin kutlanışına ait bir bayramdır. Nevruz ile birlikte yeryüzündeki varlıkların uykudan uyanıp iyilikle bereket gözünün açıldığına, halkı birliğe, dayanışmaya ve dostluğa yönlendiren bir ulu gün olarak bilinmektedir. Bütün kazaklar evlerinin içi ve dışını temizleyerek, kırık döküklerini tamir ederek, borçlarını ödeyerek, kavgalı oldukları kişiler ile barışarak, manevi olarak temizlenerek nevruzu karşılamaya hazırlanırlar. Bayramdan önceki gece yılın bol ve bereketli olması için bütün kap ve tabaklar su, süt, ayran, kımız, buğday v.s. ile doldurulur. Nevruz gününde kıvanç ve sevinç içindeki insanlar bembeyaz ve yeni giysilerini giyerler. Nevruz günü tokalaşma geleneği ile başlar. Erkekler bir birlerine ‘‘Nevruz kutlu olsun, çok yaşa! Hepimiz mutlu olalım’’diyerek tokalaşır ve gövdelerini tokuştururlar; kadınlar ise bir birleriyle kucaklaşırlar; kadın ve erkekler gövdelerini çaprazlaştırarak selamlaşırlar.

           Nevruz çorbası yapılır, topluluğun en yaşlısı ‘‘Bereketli as versin, Ulusun Ulu gününde. Oğlun sağına konsun, Kızın uçup kır başına konsun. Ahırların hayvanla dolup, kendin zengin ol. Düşmanların olmasın, Benim ettiğim dua Hep kötülükten korusun’’ diye nevruz duası edilir.

           Genç kızlar ‘‘uyku açar’’ isimli yemeği pişirip, beğendikleri oğlana verirler. Bu yemeğin genç erkeklerde fiziksel ve aşk gücünü ortaya çıkardığına inanılır. Erkekler ise bu ikrama cevap olarak kızlara ayna, sabun, hoş koku. v.s. ‘den oluşan ‘‘şaşkınlaştırma’’ denilen hediye verirler.

           Nevruz günü sabah erkenden erkekler ellerine kürek, kazma, kova gibi iş aletleri; kadınlar ise kuru peynir, sarı peynir, pişmiş et gibi yiyecekler alıp dışarı çıkarlar. Erkekler, ‘‘pınar görürsen gözünü aç’’ diyerek etraftaki pınarların gözünü açar ve ‘‘babandan mal değil, dal miras kalsın ‘‘diyerek pınarların yanlarına ağaç dikerler. Kadınlar ise ‘‘Ey, yer ana, bize bereket getir’’ diyerek açılmış pınarın gözüne yağ döker ve yeni dikilmiş ağaçların üzerine beyaz örtü örterler.

           Ez efendi adlı yapılı erkek ve üt hanım adlı yapılı kadın bilek güreşi yapar, eğer kız tarafı yenerse ‘‘yeni yıl bereketli ve güzel olacak’’ diye sevinilir, erkek tarafı yener ise ‘‘yeni yıl soğuk ve zor olacak’’ diye yorumlar.

           Nevruz günü kavga etmek iyi değildir, herkes bir birine iltifat edip şakalaşır ve iyi temennilerde bulunur. ‘‘İyisiniz, inşallah! Ulus günü kutlu olsun! Nevruz mutluluk versin evine ve ailene. Ömür boyu bereket getirsin Nevruz nesline!’’ diye iyi dilekler içeren maniler ile bir birini karşılarlar.

           Akşam olup güneş batmaya başlayınca da ortaya iki ozan çıkıp iyilik ve kötülük,sıcak ve soğuk,kış ve yaz mücadelesini ifade eden ‘‘ölü ile diri atışmasını’’ yaparlar. Ateş yakılıp, erkekler yanmakta olan ateşin üstünden atlarlar, gençler ‘‘ altıbakan’’ yani salınacak kurarak sabaha kadar sallanıp, oynar ve şarkılar söylerler. ‘avdarspak’, ‘aykışuykuş’, ‘kazak güreşi’gibi milli oyunlar oynarlar. Sabaha doğru hep birlikte yüksekçe bir tepeye çıkıp şapağı  karşılayıp, güneşi selamlarlar. Yeni yılda güneşin ilk göründüğü iki saat ‘günün hayırlı saati’ olarak bilirler.

           Eskiden kazaklar nevruz bayramını 3 günden 9 güne kadar kutlamışlardır. Kazak halkı 22 Mart günü Nevruz bayramı olarak belirlemiş ise de her yerde bugünde nevruz kutlanmaz. Mesela Yedisu yöresinde Nevruz 15 şubatta güney bölgelerinde ‘nevruz kuşu’ sığırcık geldiğinde, batı Kazakistan’da 14-15  Nevruz günleri tokalaşma günleri olarak bilinir. Orta Kazakistan’da da Ülker yıldız grubunun ay ile karşı karşıya gelmesine bakarak Nevruzu biraz geç karşılamışlardır.

           Kımızmurunduk (Hıdrellez)

           Kazaklarda ise yazın gelişinin kutlandığı bayramın adı kımızmurunduk’tur. Mayısın 10’undan başlayıp, ayın sonuna kadar devam eder. Kış boyunca ayrı mekânlarda bulunan halk, yaylaya göçüp çadırlar kurar. Bir birlerine özlemiş olan halkın birleştiği yere ‘‘kan yaylası’’ denir. Kan yaylasında buluşan halk bir birinden kız isteyerek, dünürleşerek, sünnet ve beşiğe yatırma düşünleri yaparlar, delikanlılar, genç kızlara ‘‘altı bakan’’ kurarak, çeşitli oyunlar oynarlar, şarkı söylerler, kan yaylasındaki bayram 15–20 gün sürer.

           Yaz aylarının başlamasıyla kazaklarda, kısrak sağma mevsimi de başlar. Yazın ilk sütünden kımız yapılır, bütün köylüler bir araya toplanarak, ilk kımızı içerler. Bayramın adı da buradan gelmektedir. Daha sonra hep birlikte yüksek dağın, akan suyun, esen rüzgarın, uçan kuşun, koşan hayvanın, dört hayvanın pirlerine müracaat edilir, güneşe eğilerek selam verilir ve yeşil çalıya kımız dökülerek kutsal merasim yapılır. Bu merasimlerin kökü eski şaman dinine dayanmaktadır.

            Sabantoy (Mizan)

            Sabantoy veya Mizan gündüzle gecenin sonbaharda eşitlendiği günde yapılan milli bir düğündür. Bu ‘‘hayvan güdenin, odun toplayanın’’ atasözündeki gibi hayvan başın baş, canına can ekleyip yaz boyunca devamlı çalışan bahçıvanlarla çiftçilerin hürmetine düzenlenen bir eğlencedir.

           Kazaklarda son baharın güzel günlerinde altı alaş (millet) temsilcilerini toplayıp, onlara yemek vermek geleneği bulunmaktadır. Bu yemekte, genelde, ozanlar atışması, at yarışması, güreşler, kökpar  v.s. düzenlenir. Yılın en iyi ve en verimli iş yapan çiftçilerin de değerli hediyeler verilir.

           Soğumbası

           Kazaklarda kışın karşılanması ile ilgili olarak soğumbası isimli bir eğlence bulunmaktadır. İlk karın yağması ve ilk soğuğun vurması ile kutlanan bayramdır. Geçimi hayvancılıktan sağlayanlar için, kış zor bir mevsimdir. Onlar, kışın sert ayazından hayvanlarını sağ salim çıkarmak için, ilk önce, kış sahipleri olan kamburlu ve titrek ihtiyar kadın ve oğulları Akpan, Tokpan, ve ayaz sahibi Ez efendi için özel kurban kesme töreni yaparlar.

           Köylüler ‘‘soğum başı-ulus aşı’’ diyerek bir birlerini misafirliğe davet eder. Kışın bu uzun gecesinde türkücülerle türkü, şarkı, masal anlattırarak, ozanlara ‘‘Kurt ile çoban atışması’’, ‘‘Çoban ile koyun atışması’’, ‘‘Köpek ile kurt atışması’’ v.s. gibi güzel söz münakaşası yaptırılarak eğlenir.

           Avcılar, yağan ilk kara ‘‘Kansonar’’ derler. Kansonarda kusbegiler (avcılar) ava çıkarak, çok iyi zaman geçirirler. Halk arasında ‘‘soğumbası’’ bir aya yakın sürer.

                                              KAZAKLARDA EVLENME ADETLERİ         

           Kazaklarda evliliğe bağlı gelenek, görenek, örf ve adetler oldukça zengindir. Kazaklarda ‘‘Birinci zenginlik; sağlık, ikinci zenginlik; iyi eş, üçüncü zenginlik ise mal ve mülk’ ’tür. Bu atasözü ‘‘iyi eş’’ yani evliliğin insan hayatında, hem kişinin kendi geleceğini, hem de yetiştireceği çocuklar vasıtasıyla toplumun istikbalini belirleyici özelliğini vurgulamaktadır. Batı toplumları bu sebeple, Kazak aile kurumuna gıpta ile bakmaktadır.

           Kazaklarda Evlenme

           Kazaklarda eski geleneklerinde rastlanan evelenme biçimleri şunlardır; ‘‘Bel kuda’’, ‘‘Karsı kuda’’, (Kızların değiş tokuşu) ve ‘‘Kalın’’ (Başlık) ödeyerek gerçekleştirilen olmak üzere üç çeşittir.

           1.Bel Kuda

           Kazaklarda rastlanan en eski evlenme türlerinden biri bel kudadır. Bel kuda çok iyi iki arkadaşın hamilelikleri aynı döneme rast gelen doğacak çocuklarının birinin kız, diğerinin oğlan olması halinde, büyüdükten sonra onları evlendireceklerine söz verirler. Bebekler de düşündükleri gibi dünyaya gelip, büyüdükten sonra da söz verdikleri gibi evlendirirler.

           2.Besk kertpe kuda (Beşik kertme)

           Beşik kertme ile evlenme çok eski Kazak edetlerindendir. Dede Korkut hikayelerinde de bu yolla evlendirme yönteminden sıklıkla söz edilmektedir. Bu tür evlenme ise çok yakın ya da tanıdık iki ailenin çocukları doğduktan sonra, çocukların beşiklerine büyüdüklerinde evleneceklerine dair kertik atılır. Bu şekilde çocuklar kendi, istekleri dışında nişanlanmış olurlar. Beşik kertme adı da buradan gelmektedir.

           3.Karsı Kuda (Kızların değiş tokuşu)          

                Başlık aileler için çok külfetli olduğundan hem kızı hem de oğlu bulunan aileler kızlarını değiş tokuş yaparak oğullarıyla evlendirirler. Aile, oğluyla evlendireceği kıza karşılık olarak başlık almama ve vermeme koşuluyla, aynı durumdaki bir aileye kendi kızını önerir. Karşı taraf bu öneriyi olumlu bulunca evlenme gerçekleşir. Böylece iki ile karşılıklı olarak çocuklarını evlendirmiş olurlar. Bu şekilde kurulan evliliğe ‘‘Karşı Kuda’’ (Kızların değiş tokuşu) adı verilmektedir

4.Kız Kaçırma

Geleneksel evlenme biçimleri arasında ‘‘kız kaçırma’’ yoluyla evlilikte bulunmaktadır. Kız istekli ve gönüllü olduğu halde ailesinin erkeği istememesi durumunda, oğlan kız ile anlaşarak kızı kaçırıp, evine getirirler. Bu olayı duyan kızın ailesi, akrabaları kızgınlık ve öfke içindedirler. Bunu anlayışla karşılayan oğlan ailesi, onlara adam göndererek, özür dileyip, öfkelerini yatıştırdıktan sonra gençler geleneğe uygun biçimde evlendirilir.

5.Görücü usulü ile evlenme

            Geçmişten beri en yaygın olan ve bugünde aynı yaygınlıkta devam eden evlenme biçimleri ise görücülük yoluyla veya doğrudan tanışıp, bir birini beğendikten sonra anne babasının rızasıyla evlenmektir. Görücü usulü ile evlenme geleneğin hepsinde de oğlan evi kızı isteyip, ‘‘Kalın’’ (başlık) ödeyerek gerçekleştirilir.

            Evlenmenin insan hayatındaki yerine binaen hem kız hem erkek çok titiz hareket eder. Kız ve erkeğin şahsi özellikleri taraflarca çok iyi tahlil edilir. Oğlanın evlenme girişimine ‘‘yar seçme’’ denilmektedir. Erkekler özellikle becerikli, namuslu, terbiyeli, akıllı, evine, geleneklere bağlı, kızlar ise cesur, Kazak deyişiyle ‘‘Sekiz kırlı, Bir sırlı’’ (Çok yönlü, yetenekli), işine ve mesleğine bağlı olan erkeği beğenirler.

Halk düşüncesine göre ‘‘soyuna bakarak kızını al, kalitesine bakarak silah takın’’, ‘‘bakarak alınan güzelden, bakmadan alınan soylu daha iyidir’’, ‘‘Annesine bakarak kızı büyür misali’’, kızın soyluluğu onu doğrudan annesinin karakteri, görgüsü ve kızına verdiği terbiyesi belirlemektedir. Genellikle ‘‘soylu yerin kızı terbiyeli, görgülü, masum ve becerikli’’ olur. Bundan dolayı Kazakların ‘‘Kap kacaklarına bakarak yemeğini ye, Annesine bakarak kızını al’’ diye öğütlerde bulunmuştur.

6.Kuda Tüsu (Dünür olmak)

           Kazaklarda kıza ‘‘evin uğuru’’ diye değer verip,onun giyimine özen gösterir, el üstünde tutarlar. Ergenlik yaşına genle kız evde iken başına ince kırmızı tülbent örter, dışarı çıktığında karkaralı takke giyerler. Giydiği başlığa göre ‘‘kırmızı tülbentli kız’’, ‘‘karkaralı kız’’, diye hitap ederler.

           Bekar olduğu kıyafetinden anlaşılan kızı görücüler beğendiği zaman, düşüncelerini kızın anne babasına imalı sözlerle bildirirler. Bu görmeye Kazaklar ‘‘Kız Köru’’ veya ‘‘Jar Tandau’’ (Yar Seçme) denmektedir. Erkek kızı beğenirse anne ve babasını kızı istemek ve söz kesmek için gönderir. Kızını görmeye gelen gencin babasına kızın annesi ‘‘ kızımı kim söylemez, kımızı kim içmez’’, ‘‘kızımı beğendiyseniz bunu göstermek için söz kesiniz’’, der. Gencin babası da kamçısını evin kapısının tam karşısındaki askıya koyarak ‘‘sözün başı bu olsun’’ der ve evden dışarı çıkar. Bu sırada hanımı kıza yüzük ve küpe takar. Bundan sonra kız ‘‘başı boş değil, uki takılan kız’’ diye adlandırılır. Dünürcüler geldiğinde kızın annesi koyun soyup bata (dua) okur ve Kuda Tuser Toyunu yapar. Bu toy sırasında dünürcülere kuyruk-bavır’’ denilen karaciğerden yapılan çorba pişirilir. Ak koyunun karaciğeri pişirildiği sırada ‘‘ak koyunun kanı akıp, ak bata okundu’’ denilerek dua edilir ve yüze sürülür. Kız tarafı 1-1,5 yıl erkek tarafından bir elçi gelinceye kadar bekler. Eğer bu süre zarfında erkek tarafından hiç haber gelmezse kızın babası kamçıyı geri gönderir.

 

            7.Kuda Tüsu Toyı (Söz Kesme Toyu)

            Kız isteme aşamasından sonra, yani dünürcü döndükten sonra, oğlanın anne babası, amcası, dayısı. v.s. akrabaları bir araya gelip, söz kesme toyuna kilerin nasıl gidecekleri konusunda müzakere ederler. Kız evinin uzaklığına göre                                          en az  3 kişi, en fazla 30 kişiden oluşan heyet kız ailesine gider. Bunların arasından gelenek ve görenekleri çok iyi bilen, güzel konuşan, çok yönlü, yaşça büyük birisini baş dünür olarak tayın ederler. Söz kesmeye giden kişiler de özenle seçilir, gidenlerin yaşları, meslekleri, varlıklı kimselerden olmaları erkek evinin itibarını artırıp, kız evini etkiler. Bu seramoniye ‘‘kuda tüsu’’ (dünür olmak) onun şerefine yapılan toya da ‘‘kuda tüsu toyı’’ (söz kesme toyu) denilir. Gelen dünürler kız evinin hazırlamış olduğu beyaz keçe otağda, baş tacı ederek karşılanıp ağırlanır. Misafire bavırsak; şelpek, kurut, şeker gibi yiyeceklerden oluşan sofra kurulur. Biraz sohbetten ve günlük konuşmadan sonra ziyaretin sebebi olan asıl mevzuya geçilir. Söz kesme görevini üzerine almış olan şahıs, ‘‘ güvey yüz yıllık, dünür bin yıllık, sizinle dünür olup, söz kesimi için geldik’’ der. Kız tarafı resmen razı olduğunu bildirir. Oğlan tarafı kız tarafına getirdiği büyük ve değerli hediyeleri takdim eder.

            Bütün iyi dileklerin ardından, dünürlük bağlarının sağlam olması için bir koyun kesilir. Kesilen koyunun kanına ellerini batırarak kesilen sözden vazgeçmemeye anlaşırlar. Dua ederek koyunun kanı kâseye konarak, iki tarafın baş dünürleri mızrağın ucunu batırıp, kanın tadılmasıyla gerçekleşen be adet ‘‘ kana kan karıştı (kaynaştı), artık biz akraba olduk’’ anlamına gelir.

            Söz kesme esnasında önemli ve ilginç geleneklerden biri de koyun  kuyruğunun ve ciğerinin yenmesidir. Kuyruk ile ciğer parça parça kesilir, iki tabak içine doldurulur, doldurulan iki tabak, baş dünürlerin önüne getirilir. Kız babası kuyruk ile ciğeri daha ince şekilde doğrayıp, önce dünürlerine yedirilir, sonra kendileri yerler. Bu  ‘‘ can ciğeri kuzu sarması olduk’’ anlamına gelir. Kuyruk ve ciğer yedikten sonra iki tarafta hiçbir zaman verilen sözden vazgeçmezler. Bütün bunlar olurken kız görünmez.

            İyi dilekler dileyip koyun kanı üzerine yemin eden, kuyruk ve ciğeri yiyen dünürler, iyi günlerde de, kötü günlerde de birlikte olacaklarına söz vermiş kabul edilirler. Böylece söz kesme merasimi yapılmış olur, kız evinin akraba ve komşu hanımları ‘‘dünürlük hayırlı, uğurlu olsun’’ temennilerinde bulunarak saçı saçar. Oğlan tarafındaki misafirlere çeşitli şakalar yapılır. Akşam olunca irticaline atışmalar yapılır, dombıra eşliğinde şarkı söylenip, ezgiler çalınır, milli oyunlar oynanır.

            Merasim sonrası, kız evi gelen misafirlere çeşitli hediyeler verir. En değerli hediye oğlanın babasına, ikinci hediye yaşça büyük birisine, üçüncü olarak da heyetin diğer üyelerine verilir. Oğlan tarafı memnuniyetle evine döner.

            8.Esik –Tör Körsetu Toyu ( Oğlan Evini Görme Toyu)

            Oğlan tarafı kız evini ‘‘ gelip evimizi görünüz, misafir olunuz’’ diye davet eder. Bu davetin amacı, kız tarafına oğlan tarafının akrabalarını, memleketini, yurtlarını ve mal mülklerini tanıtmaktır. Genellikle, kız evinden gelen misafirlerin sayısı, oğlan tarafından söz kesmeye gelenlerden 1 veya 2 kişi fazla olur. Bu toyda kız evinde yapılan merasim tekrarlanmak ile birlikle, oğlan evi daha cömertçe davranmalıdır. Toy bitiminde oğlanın babası kız tarafına başlığın ilk bölümünü verir. Gelen misafirlerin hepsine hediye sunup, razı ederler.

            9.Urın Toy

            Oğlan babası başlığı tamamen veya yarısını ödedikten sonra, oğlunu nişanlısıyla görüştürmenin çaresine bakıp, bu düşüncesini kızın babasına bildirir. Dünürden izin aldıktan sonra, oğlunun yanına 5-6 hünerli delikanlı katıp, ‘‘iliv’’ için diye bir miktar değerli hediye, bağış, armağan, ‘‘ kapıyı açmak için’’ bir hayvan hazırlar’’ Bir heybenin içine elbise, entari, kumaş, havlu, yüzük, bilezik, küpe ve para gibi hediyeler konulup, kız evine götürülür. Oğlanın nişanlısı ile görüşebilmesi için yapılan bu törene ‘‘ urin barıu’’, onun şerefine verilen ziyafete de ‘‘ urin toy’’ denir. Toyun amacı müstakbel eşlerin bir birini tanımalarına fırsat vermektir.

            Müstakbel damadın geleceği duyulur duyulmaz, kız evinin orta yaşlı hanımları damat adayına özel keçe ev kurmaya girişir. Damat adayı, arkadaşları ile kızın evine yaklaştığında törenle karşılanır. Damat adayı, kendisini önden karşılayan kız yengesine, karşıladığı için; keçe ev kuran hanımlara, yoruldukları için; baldızlarına, görümlük için hediyeler verir. Kızın babası müstakbel damadını kendi evine misafir eder. Damat adayı kızın baba ocağına girer girmez dubara elbise, entari, kumaş, v.b. hediye asıp, heybedeki çeşitli hediyeleri verir. Oba büyüklerine gözükmeyip, kız ve hanımların arasında oturan damat adayına kayınpederinin sofrasından döş kemiğinden oluşan etli tabak sunulduğunda, o eğilerek saygısını belli eder, tabaktaki eti doğrayıp dağıtır ve ‘‘döş salar’’ hediyesini verir.

            Akşam olduğunda obanın gençleri, damat adayının onuruna ‘‘kınamende’’ diye adlandırılan eğlence düzenlerler. Gençler gece yarısına kadar şarkı söyleyip, ‘‘belbev sok’’ , ‘‘ yüzük bırakma’’, ‘‘ mırşım mırşım’’, ‘‘ körteke’’, ‘‘aksüyek’’, ‘‘körsi –körşi’’ gibi milli oyunlar oynarlar.

            Ertesi gün türküler ve maniler söylendikten sonra, güreş, altıbakan, at yarışları düzenlenir ve ‘‘kızkaçar’’ oyunu oynanır. Damat adayı bu oyun için değerli at veya elbiseler sunar. Kız ve delikanlılar karşılıklı maniler söylerler, akşam üzere delikanlılar iki gruba ayrılır, içlerinden biri kızı kaçırmaya çalışır, diğeri kızı vermemeye direnir. Nişanlı kızı alıp gidemeyeceğini anlayan oğlan tarafı hediye ve para ödeyerek, kızı keçe halının üzerine oturtup, babasının evine getirir.

            Bu oyun bahanesiyle keçe çadırın içinde yenge vasıtasıyla damat adayı kız ile görüştürülür. Oğlan bunun için kız yengesine ‘‘güvey kaçırma’’ hediyesi verilir. Ancak müstakbel damat bu ana gelinceye dek, kayınpederinin ‘‘jel’’ sinden (kazak çadırının iskeletini oluşturan çubuklardan her biri) geçerken ‘‘celi tartar’’, eve yaklaştığında çömelerek oturup köpek kılığına girip, hırlayan yengelerine ‘‘it kırıldatar’’, evein kapısının önüne geldiğinde damat önüne ‘‘bakan’’ (direk) koyan yeni bir yengesine ‘‘bakan salar’’ (direk koyan) vermesi gibi aşamalardan geçer

            Eve gelince orada bulunanların en yaşlısı ateşe bir kaşık yağ döker. Alevlenen ateşe ellerini uzatıp ısıtır, ‘‘keşe evin sahibi, yanan ateşin sahibi, Umay Ana razı olsun’’, ‘‘Ateş gibi hayırlı ol’’ diye ellerini önce damadın alnına, sonra göğüslerine değdirir. Damat adayının nazik davranışlarından memnun olan hanım, Allahtan esenlikler dileyerek, ona şükranlarını, hayır dualarını bildirip, bir kase süt içirir. Ve nişanlısı ile baş başa görüşmesine izin verir.

            Urın toyun üçüncü gününde, damat adayıyla daha yakından tanışmak amacıyla kızın akrabalarından biri, bütün gençleri çağırıp misafir eder. Davet eden evi ‘‘bolıs evi’’, bu evin düzenlediği ziyafete ‘‘bolıs toy’’ derler. Bolıs (destekleme yardımlaşma) evinde eğlenceler düzenleyerek, gençler sabaha kadar eğlenirler,

            Urın toy bitiminde damat adayı ve arkadaşlarını adetlere göre uğurlarlar. Kızın babası damat adayına bir hızlı at, beraberindeki arkadaşlarına da değerli armağanlar verilir. Damat ve arkadaşlarının boşaltılan heybelerini çeşitli hediye eşyalarla doldururlar. Hediyelere ‘‘kap gibi’’ denilir. Nişanlı kız ‘‘yengelerine ve görümcelerine ver’’ diyerek içinde yüzük, bilezik ve küpe bulunan havluyu verir.

            Urın toydan sonra damat adayı kayın baba evine rahatça gelip, nişanlısı ile görüşebilir. Ancak iki genç ne kadar samimi olsa da sınırı aşamazlar.

            11.Kalınmal (Başlık)

Başlık, evlenecek erkeğin yada ailesinin kız tarafına, çoğu kez kızın babasına verdiği eşya, büyükbaş hayvan veya nakit paradır. Kazaklar, başlığa ‘‘kalınmal’’ derler. Bu sanayi öncesi toplumlarda hem kız ailesinde ortaya çıkacak iş gücü kaybını bir tür bedeli hem de eskiden beri muhtemelen bu düşünceden kaynaklanan geleneğin bir sonucudur. Bu doğrudan doğruya para ola bildiği gibi, paraya çevrilebilecek başka eşyalarda olabilmektedir. Ancak kız ailesi de kendi evladı için bir çok şeyiz hazırlamakta bunun maddi değeri hemen hemen kalına yaklaşmakladır.

12.Kız uzatuv toyı (Kız uğurlama düğünü)

Kız ve erkek tarafı bütün merasimi sırasıyla yerine getirdikten sonra, kızın bütün akrabaları toplanıp, kızı uğurlama düğünü hazırlığına girerler. Düğüne iki üç gün kala, güvey, sağdıç ve bir kaş kişi ile birlikte süt hakkını, düğünde kesilecek hayvanları, dağıtılacak armağanları ve çeşitli eşyalar alarak kız evine getirir. Oğlan merasim ile karşılanır.

Güvey geldikten sonra, kızın baba ocağının arka kısmında gelin ile güvey için özel olarak ak keçe otağı kurulur. Ak otauv kurulurken aşağıdaki adetler uygulanır. Otauv kurulmadan önce ‘‘tanırı hayırlı etsin’’ diye bir koyun kesilir. Bu merasime ‘‘huday yolu’’ denir.

Obanın insanları otauvı kurmaya katılıp, keregesini gerdigi için ‘‘kerege gerer’’ armağanı alır. Şanırağı kaldırması genellikle orta yaşlı ve sayılan eski damatlardan birisi üstlenir. Ona ‘‘şanırağı kaldırdığı’’ için bir at hediye edilir. Kısacası kazak keçe evinin iskeletinden, üzerindeki örtülere varıncaya kadar her bir parça merasim ve güveyin hediyeler dağıtması ile kurulur. Böylece bayram havasında ve her yemeği geçenin memnun edilmesi suretiyle kurulması kurulacak evliliğin sürekliği ve mutluluğu için gerekli olduğuna inanılır.

 Kurulan ak otauva ilk öce gelin olacak kız girer. Kız evin sol taraf dubarına gidip, sağ ayağını bir kere yere burarak dışarı çıkar. Güvey, gelinin yaptığını aynı şekilde tekrarlar. Bu hareket, ‘‘otauvın sahibi biz olacağız’’ anlamını taşır.

Kız uğurlama düğünü başlamadan önce her tarafa haberci gönderip, düğüne davet edilir. Düğün eğlenceli ve şatafatlı geçmesi için düğün sahibi etraftaki şarkıcıları, ozanları, pehlivanları vs. çağırır.

Gelecek olan misafirlerin durumu, yakınlığı, yaşı ve içine göre keçe otauvlar kurulur. Yemek pişirilecek mutfak ev yapılır, yemek malzemeleri konulacak depo çadır kurulur. Düğünde hizmet etmek ve misafirlerin en iyi şekilde ağırlanması için kabiliyetli aşçılar ve görevliler tutulur. Düğünde çağırılsın, çağrılmasın duyan herkes katılır. Düğün evinin kalabalık olması, ev sahibinin şanındadır. Düğün sırasında davetlileri eğlendirmek amacıyla muhtelif  milli oyunlar (baltam tap, han, körşi, mırşım) gibi oyunlar oynanır. Düğün esnasında atın kazakların hayatlarında yerine izafeten en güzel ve en hızlı at yarışması düzenlenir.

Düğünün ikinci günü delikanlı ve kızlar ak otauvun önünde toplanarak ‘‘jar jar’’ (yar yar) türküsün söyler. Karşılıklı atışma çekilinde türküler söylenir ve böylece yaban ele gidecek olan genç kız arkadaşları ile be vedalaşmış olur. Gelin ve damadın etrafını saran gençler hep birlikte obanın dışında kurulan salıncaklarda sallanır ve eğlenirler.

Son gün gelin ev ev dolaşarak çeviresiyle, yakınlarıyla vedalaşır. Akrabaları gelin için sofra kurup, hazırlanan yemekten yedirir ve hediye verir. Gelinin yakınları ile vedalaşma törenine ‘‘tanısu’’ denir.

Uğurlama düğünü bittikten sonra komşu ve akrabaları kız evine davet edilip, kızın el emeği göz nuru işlemeleri, dantelleri, örgülerle birlikte, yatak takımları, keçe halıları, kilimler, kap kacak vs. hepsi çeyiz olarak sergilenir. Gelinin damat evine  götürülüşünde kullanılacak deve, binilecek at, sağılacak inek ve kısraklar, kesilecek koyunlar da kızın çeyizine dahildir. Gelin baba ocağının mal mülkünden yeni birere büyük baş hayvan, uzun namlulu tüfek, zırh isteyebilir. Bütün bu çeyiz eşyaları keçeye sarılıp, sandıkta saklanır ve gelinle birlikte koca evine taşınır. Kız tarafı, çeyiz alan oğlan evi  ve akrabalarına deve, at, hediye edip, çapan giydirir.

Gelin baba evinden koca evine götürülürken, anne babasıyla, kardeşleriyle, ablasıyla, dayısı gibi akrabaları ile vedalaşır. Bu sırada söylenen türküye ‘‘korüs’’ denir. 

Gelin götürülmeden ‘‘saukele’’ adlı başlık giydirilir. Gelin ve güvey gümüş işlemeli eyer vurularak süslenen rahvan ata bindirilir. Gelinin annesine yürüyüşü rahat at tahsis edilir.

Gelin göçünü, kızlar, hanımlar ve geride kalanlar, göçle birlikte biraz mesafeli yürüyüp ağlayarak uğurlarlar. Gelin göçüne annesi, yengesi, kız arkadaşı ve bir delikanlı eşlik eder. Koca evine giderken yolun üzerindeki obalar gelin göçünün önünü kesip, saçı saçarak, misafir ederek ağırlarlar. Damat evine yaklaşıldığında sağdıçlardan birisi müjde istemek için önde gider.

Oğlan evinde yapılan merasime ‘‘Kelin tüsüru toyu’’ denir. Düğün sırasında oğlanı temsil eden bir gençler hanımların bulunduğu evin yanına dizilirler. ‘‘Sarın’’ dedikleri nasihat mahiyetinde uzunca bir şarkı söylemeye başlarlar. Kızı temsil eden hanımlar da buna şarkıyla cevap verirler.

Bu şarkılar söylenirken ihtiyar ve kadınların ağlamaları olağandır. Kız da evinden ayrılırken anne-babasından ayırılması ile ilgili bir şarkı söylenir. Ardından da ailesi ve arkadaşları ile vedalaşır.

Gelin güveyin evine yaklaşınca, damadın akrabalarınca karşılanır. Gelinin gelmesine sevinen damadın akrabaları ‘‘şaşu’’denilen şeker, bavırsak ( pişi) ve kurtları (kurutulmuş peynir) etrafa saçarlar. Kazaklarda da buna saçı derler. Gelinin başına ‘‘Salı’’ denen bir örtüyü örterler. Beyaz olan bu örtü bir ozanın eşliğinde ‘‘betaşar’’ (yüz aşar) denen uzun, nasihatler içeren bir şarkı merasime ile gelinin yüzü aşılır.

Kazaklar evlendikten sonra eşler bir birine çok sadık kalırlar. Kazaklar arasında gayrı meşru yaşama yoktur. Eşler birbirine çok saygılıdır. Aynı şekilde gelin eşinin anne, baba ve yakınlarına karşı da çok hürmetkârdır. Bu sebeple Kazaklar terbiyeli birini gördüğünde ‘‘aman ne terbiyeli, gelin gibi eğilmekte’’ derler.

                                

 

KAZAKLARDA ZAMAN

Kazaklar zaman birimlerini ‘‘kun’’ gün, ‘‘tün’’ gece, ‘‘tavlik’’ 24saat, ‘‘apta’’ hafta, ‘‘ay’’ ay, ‘‘toksan’’ mevsim, ‘‘jil’’ yıl, ‘‘müşel’’ 12 yıl, ‘‘gasır’’ asır, ‘‘zaman’’ vakit/zaman ve  ‘‘devir’’ devir terimleriyle ifade etmektedir.

Kazaklar yeni on iki yıl hayvanlı takvimini kullanmışlardır. On iki takvimiyle Kazaklar doğu dünyasına damgasına vurmuşlardır. Bu gün hala Asya ülkelerinde bu takvim kullanılmakta ve özel bir önem verilmektedir. 1. Sıçan (2008), 2. Sıgır, 3. Pars, 4. Tavşan, 5. Ejder, 6. Yılan, 7. At, 8. Koy (un), 9. Biçin = Maymun, 10. Tavuk, 11. İt = Köpek (2006), 12. Domuz (2007). Kazakistan’da bütün doğu dünyası gibi günümüzde de, On iki hayvanlı Kazak takvimi popülerliğini korumaktadır. Hayvan isimlerine bağlı inanışlar yaygın olduğu gibi, pazarı o yılı temsil eden hayvanın maskot ve resimleri doldurmaktadır.

Kazakistan’da yıl dört mevsime bölünmektedir. Köktem (ilkbahar) 3-6’ya; Jaz (yaz) 6-9’a, Küz (Güz) 9-12’ ye ve Kıs (Kış) 12-13’a şeklinde taksim edilmektedir.

Kazak ayların sıralanışı ve isimleri şöyledir; Nevrüz (Mart), Kökek (Nisan), Mamır (Mayıs), Mavsım (Haziran), Şilde (Temmuz), Tamız (Ağustos), Kırküyek (Eylül), Kazan (Ekim), Karaşa (Kasım), Jeltoksan (Aralık), Kantar (Ocak) ve Akpan (Şubat)’dır.

Kazak kültürünün genelinde olduğu gibi aylara isim verirlerken, rast gele vermemişlerdir. Her ayın anlamı kendisine göre bir anlamı, çıkış tarihi ve sebebi vardır. Kazak gündelik hayatı, dil ve çeşitli buluşların nasıl bir sebebi ve mantığı varsa, tıpkı öyle bir gerekçesi ve bir düşünce alt yapısı bulunmaktadır.

Nevrüz (Mart)

           Kazak takvimi tabiatı esas alan bir takvimdir. Kazaklar bundan hareket ederek, yılın ilk ayına ‘‘yeni gün’’ anlamına gelen Nevrüz adını vermişlerdir. Divan-ı Lugati’t-Türk’te, On İki Hayvanlı Takvim’in yılbaşı da, 22 Mart günü yani Nevrüz günüdür. Kazaklar, insan hayatının dikkate değer bir parçası olan, insana tabiatın zenginliklerini sunduğu bu aya özel bir önem vermişler, bütün Türk dünyasında kutlandığı gibi, onlarda geniş etkinliklerle, hayatlarını her safhasında kutlamışlardır. Nevrüz’a ‘‘Ulusun Ulu Günü’’ adını verip, bu gün Kazakistan’da Nevrüz ayının tamamına yayılmış kutlama etkinlikleri düzenlenmektedir.

Kazakistan şehir ve kasabaları, sokak, caddeleri ve binaları içleri ve dışları ile birlikte Nevrüz ayı boyunca görülmeye değer bir güzellikle, Kazak ruh inceliğiyle ve güzelliğiyle süslenmektedir. Adeta Kazak’ın iç dünyasındaki güzelliğin, dünyada eşi benzeri bulunmaz bir şekilde dışa vurulması söz konusudur. Kazakistan Nevrüz ayında mutlaka gezilip, görülmeli, turisttik geziler o aya denk getirilmelidir. Bu vasıtayla Kazakların cömertlik, misafir perverlik ve kültürel zenginliği en iyi şekilde gözlenmiş ve aynı zamanda tanıtılmış olacaktır.

            Kökek (Nisan)

Kazakistan’da genel itibarıyla Kış çok uzun ve sert geçmektedir. Bu uzun dönemden sonra, nisan ayında ‘‘Kökek’’ (guguk kuşu) ilk kez ötmeye başladığı için, bu kuşun ismine binaen nisan ayı, ‘‘Kökek’’ olarak adlandırılmıştır. Türk ince zevk ve düşüncesinde de başka türlü olması mümkün değildir.

Mamır (Mayıs)

            Mayıs ayının adının nereden geldiği konusunda üç farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan ilki Prof.Dr. Sarsen Amanjolov’a aittir. O, ‘‘Mamır’’ın Kazakça ‘‘kuğu, kaz ve ördek gibi kuşların yavrularına verilen isim’’ den dolayı, ayın Mamır olarak adlandırıldığından söz etmektedir.

İkinci görüş, yabani kedilerin yavrulama ayı olasına ve yabani kedinin, eski Türkçe’ de ‘‘manı’’, Tuva Türkçesinde ‘‘manula’’, moğolca’ da ‘‘Manüa’’ olarak adlandırmasına istinaden, ayın adının bu şekilde adlandırılmış olduğuna dairdir.  

Üçüncü görüşte Kazkaça’daki ‘‘Mamırlav’’ (mamırlamak) fiilinden kaynaklandığına dairdir. Kazaklar, kaz, ördek ve kuğu gibi kuşların bu ayda semirip, sağa sola sallanarak, paytak paytak yürüyüşlerini ‘‘mamırlamak’’ filiyle karşıladıkları için, bu ayda semiren ve yürüyüşleri ile diğer benzerlerinden ayrılan kuşlara istinaden, mayıs ayının mamır olarak adlandırılmışlardır.

Bu açıklamaların hepsi de mantıklı ve güzeldir. Hepsinden önemlisi de Kazak hayatındaki her şey gibi, bir mantığı ve gerekçesi bulunmaktadır.

              Mavsım, Otamalı (Haziran)

             Bu gün Kazaklar da kullanılan Haziran ayına verilen Mavsım adı XV. Yüzyılda, Hint dilinden Kazakçaya geçtiği sözlenmektedir. Bu aya Kazaklar, ‘‘Otamalı’’ adını vermektedir ki, otların gelişip, kazak iktisadı hayatının önemli bir parçası olan hayvanların otlamaya başlaması sebebiyle böyle bir isim verilmiştir.

 

 

Şilde (Temmuz)

            İklim sebebiyle Kazakların uzun kış dönemi için çalışıp, hazırlık yaptıkları bu zaman dilimi daha da önemlidir. Şilde ayının isminin nerden geldiği hususunda iki farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan ilki ‘‘Şilde’’ kelimesinin eski Türkçedeki ‘‘Şolde’’ (çölde susamak) kelimesinden geldiği yönündedir. Bozkır’ın Kazak hayatındaki önemi ve iklim şartları düşünüldüğü vakit, bu fikrin mantıklı olduğu söylenebilir.

            İkinci görüş ise, bu ayın isminin Farsça ‘‘çilla’’ kelimesinden geldiği hakkındadır. Ve ‘‘çil’’ kırk anlamına gelmektedir. Kazak sözlü edebiyatında ‘‘Kırk gün şilde’’ tabiri bulunmaktadır. Aslında yirmi gün ‘‘Temmuz’’, yirmi gün de ‘‘Ağustos’’ ayına aittir.

Tamız (Ağustos)

Eskiden sarşa-temız  olarak kullanılıyordu. Ancak sonra sarşa kelimesi düşmüş, sadece tamız kelimesi kalmıştır. Tamız yağmurların kesilip, otların sarardığı zaman anlamına gelmektedir.

Kırküyek (Eylül)

Kırküyek ismi kazakların iktisadi hayatlarında önemli bir yere sahip olan hayvancılık ili ilgilidir. Koyun, keçi gibi hayvanların uygun bir zamanda çiftleşmesi için haziran ayının sonunda veya temuz başında teke ve koçların beline ”küyek” (çiftleşmeyi önleyen keçe) başplanır, 90 gün sonra da küyek çözülüt, bozkırda yaşayan Kazaklar ”küyek”in çözüldüğü aya, ”Kırküyek” adını vermişlerdir.

 

Kazan (Ekim)

Ekim ayına kazan denmesı bu ayda geçimi hayvancılığa dayanan kazaklar, uzun ve soğuk geçecek kış için bu ayda hazırlıklara başlarlardı. Büyük ve küçük baş hayvanlardan uygun olanlar kesilir, kış için buyük kazanlarda bişirilerek hazırlık yapıldığı için, bu ayın adı ”Kazan” olarak isimlendirilmiştir.

 

 

Karaşa (Kasım)

Karaşa ismi bu ayda otların kuruyup, topragın üzerinde onlardan hiç bir iz kalmadığı ve renginin karaya dönüşmesine izafeten verilmiştir.

Jeltoksan (Aralık)

Kazaklar üç aya ”doksan” adını verirler. Bu aydan itibaren yılın son çeyreği olan ”doksan” ayı başlar yani Aralık, Ocak ve Şubat ayları ve ardından Nevruz (Mart) ayına kadar doksan soğuk gün olur. Bu ”doksan” (üç ay) soğuk geçtiği için ”jel doksan” olarak adlandırılmıştır.

Kantar (Ocak)

Kantar’ın kelime anlamı ”durmak” demektir. 20 Aralık’ta günlerin uzaması durur ve dört gün boyunca (20-23 Aralık) hiç bir değişiklik olmaz, Matematik ve astronomide dünyada çok iyi bir yere sahip ve ilk buluşların sahibi olan Kazaklar, ince hesap ve birikimleri, gündelik hayatlarının bir parçası olan zaman dilimlerini isimlendirmede  de ortaya çıkmaktadır. Ocak ayında gece yavaş yavaş kısalır, gündüz yavaş yavaş uzar. Bu değişimi Kazaklar, kantar ayı geçti diye isimlendirirler.

Akpan (Şubat)

Şubat ayında genellikle karakış bastırır, bu durum hayvanların soğuktan üşüyüp ölmesine sebep olur. Kazaklar kara kışta esen sert rüzgara, ” ıkra”, ”akıkıra”, ”ak baskın” ismini vermektedirler ki, şubat ayının adı da buradan gelmektedirler.

                                       KAZAK EDEBİYATI

Kazak Dili

Asya’daki şive grupları arasında en geniş saha işgal eden Kazak şivesidir.Kazak ne yazı dili, ne de yazı kuralları baskıya maruz kalmamıştır.Kazak şivesi, ünlü ve ünsüzlerin uyumu bakımından, yazı dili gelenegine sahip, diğer şivelerden daha fazla gelişmiştir. Kazakça ünlüler açısından zengin olması sebebiyle ahenklidir.

 

Kazak Edebiyatı

Kazak edebiyatı dil, şekil ve öz yönünden milli bir nitelik taşımaktadır. Sözlü ve yazılı edebiyat olmak özere başlıca iki koldan gelişmiştir.

1.Sözlü Edebiyat

Kazaklar yazılı edebiyatları meydana gelene dek, ideallerini, milli karekter özelliklerini, örf ve adetlerini, medeniyetlerini, dünya grüşlerini, sosyal, siyasi, ve idtisadi durumların, istek ve arzularını çok eski zamanlardan veri, efsaneler, masallar, türküler, maniler, atasözleri, bilmeceler, atışmalar, ninniler, ve nevruz şiirlerinde günümüze kadar devam ettirmişleridr.

Türk boyları arasında sözlü edebiyatı en zengin ve en gelişmiş olan Kazak sözlü edebiyatıdır.

Destanlar

Kazaklarda aşk ve tarih temaların işleyen 600 kadar destan bulunmaktadır.Koblandı Batır, Edige, Alpamıs Batır, Kambar Batır, Er Targın, Er Sayın gibi destanlar halk işinden çıkan kaharmanların doğruluk ve adalet için zulme baş kaldırıları konu edilmektedir.Aşk temalarını işleyen Kozı-Körpeş men Bayan Sulu, Kız Jibek, Ayman-Şolpan gibi destanlarıdr.

Kabanbaybatur, Bögenbay, Şakşaklıi Er Janibek, Oljabay, Sırım Batır, İsatay Mahambet destanlarda tarihi hadiseler konu edilmiştir.

Efsaneler

Kazaklarda efsaneler yaratılış ve tarihi hadiseler olmak üzere iki bölümde incelenir.Yaratılışta canlı ve cansız varlıklar anlatılır.Tarihi de bunlar;dağ, göl, kent, köy, daha sonra  Korkut Ata (Dede Korkut), Asan Kaigı, Aldar Kose, Hoca Nasır ( Nasrettin Hoca) efsanelerin konusu olmuştur.

 

Ertegiler( Masallar)

Kazak sözlü edebiyatının en zengin bölümünü ” ertek, ertegi” adı verilen masallar oluşturmaktadır. Ejderhalar, cadılar, tek gözlü devler v.b. temaları işleyen Er Tostik, Edil Jayık, Kula Mergen, Kun Astındagı Künekey Kız ( Güneş Altındaki Günikey Kız), Uşkış Kilem (Uçan Halı), Boz İngen (Boz Dişi Deve), Makta Kız Ben Mısık( Pamuk Kız ile Kedi), Tülki v,b.

2.Yazılı Edebiyat

19-Yüz yılın sonu 20-Yüz yılın başında Kazak milli edebiyatı doğmuştur. Kazak yazılı edebiyatı İslam tesiri  ile başlamış, ve bunun en yaygın örnekleri dini kaharmanların hayatları ile ilgili olanlar teşkil etmiştir.Kazak edebiyatı, Kazak birliğini, Kazak bütünlügünü sağlayan en önemli kaynaktır. Kazak dilinin anlatım yeteneklerini, söz kudretinin sınırlarını, Kazakların sosyal, fiziksel, psikolojik yönlerini, öz benliğini, bireydel, tolumsal, duygusal, ve düşünsel evlerini Kazak edebiyatında bulabiliriz.

                                                                                      Jardenbek TAFİYA

Turk Kırgız Kazak hem Handar Wejiresi


Атамыз Адам пайғамбардан бері қарай атадан-атаға үзілмей жазылып келген шежіре ешбір жұртта жоқ. Адам пайғамбардан Нұх пайғамбарға шейін айтылған аталар – таурат сөзі, қай кітапта болса да сол таурат кітабынан алып жазған. Онан соңғы шежірелер біреуден-біреу естіп жүрген ертегі сықылды сөздерден шыққан. Оның ішінде кейбіреу білімді атану үшін, кейбіреу жақсы атаның нәсілі болмаққа, кейбіреу жаңылыс ұққанын өтірік яки қате айтылғаны көп болған. Мысалы, біздің қазақтың Ғакашә сахабаның нәсіліміз дегені сықылды сөздер. Бергі заманда шыққан білімділер сол ертегі сықылды сөздердің қисынына қарап, кісілерінің, жерлерінің атының мағынасына қарап және онан бергіректегі халықтың жайын әзірлегенде ескі заманда патшалы жұрт болған халықтардың ескі жазулары – ақша теңгедегі жазу һәм моланың басына қойған тастағы жазулардан қарап біліп және сөйлеген сөз, әдет-ғұрып, таңба белгілерінің ретіне қарап, қай ел қай елмен тұқымдас, қай уақытта, қай жерде жүргенін, кім деген ел атанып, қай ханға қарағанын анықтап тапқан соң, бұрынғы ертегі сықылды сөздердің көбі қате екені мағұлым болған.

      Қазақтың түпкі атасының жайын білмек болып, көп уақыттан бері сол туралы естіген,білгенімді жазып алып және әр түрлі жұрттың шежіре кітаптарын оқыдым. Оқыған кітаптарымның мұсылманшасы: «Тәбіри», «Тарих ғу-муми», «Тарих антшар аласлам», Нәжиб Ғасымбектің түрік тарихы, Әбілғазы Баһадүр ханның жазған «Шежіре түрік» және әр түрлі кітаптардан алынған сөздер, орысша кітаптан оқығаным – Радловтың ұйғыр туралы, Аристовтың түрік нәсілі туралы, дүниедегі әр түрлі жұрттың шежірелерінен орысшаға көшірген сөздері, оның ішінде түріктің ең ескі замандағы шежіре кітаптары «Құдатқу білік», «Кошочи-дам» деген кітаптардың сөздері және қытайдың Юән-шау-Ми-ши деген жазушысының сөзі және араб-парсы, рум-европа жазушыларының сөзі және қазақтаң жаңылыс айтқан өтірік аталары – бәрі сол кітапта бар.

      Ол кітаптардағы сөздерді түгел жаза алмасам да, керектісін теріп алып, соған тура келген қазақтың ескі сөздерін қосып, бір шежіре жазамын. Ескіден қалған тиянақсыз ертегі сықылды ауыз сөз болмаса, мұнан бұрын біздің қазақ тіліменен шежіре жазылған жоқ.

                                                                                                                                               Wakarim Hudayberdiulu

Kazaktin Tup Atasi


Қазақтың түп атасы – батыр Түрік,

«Арабсың» деген сөздің түбі шірік.

«Пәленше сахабаның затысың» деп,

Алдаған дін жамылған өңкей жүлік.

Адамның тұқымынан – Нұқ пайғамбар,

Үш ұлы – Хам, Сам, Яфас, міне, осылар.

Яфастың бір баласы Түрік деген,

Өрбіген сонан өсіп талай жандар.

Болады араб жұрты – Самның ұлы,

Біледі шежіренің бәрі мұны.

Түріктің шын аты екен Надұлұше.

Түрік деп неге атанды тыңда соны.

Қарлы Алтай қатты суық тауда жүріп,

От жаққан Надұлұше оймен біліп.

Суықтан сөйтіп елін сақтаған соң,

Түрік деп хан көтерген патша қылып.

Оқ өтпес – түрік деген – темір тұмақ,

Ат қойған ұйқастырып елі тым-ақ.

Жан сақтар темір киім, от ел сақтар,

Емес пе жарасымды, көрсең сынап.

Аталған сөйтіп Түрік Надұлұше,

Ол кезде жылдар өтті мыңдап неше.

Түріктен шыққан талай сайыпқыран,

Жер жүзі тітіренген түрік десе.

Кім білмес баяғы өткен Оғұзханды,

Қаратқан қол астына талай жанды.

Басында Азияны түгел билеп,

Үрім, Парсы, Арабтың да көбін алды.

Жазады талай елдің жазушысы,

«Адамның өзгеше, – деп, – қылған ісі».

340 жыл бұрын пайғамбардан,

Атағы жер жүзіне шыққан кісі.

Оғұзхан – Мұғылханның немересі,

Қарахан еді оның өз әкесі.

Ерлігі, естілігі, әділеті,

Әлемде болған емес бір теңдесі.

Айтайын Атилланың қылған ісін,

Сиқыр деп ойлаған жұрт қайрат, күшін.

Азияны түгел билеп, Европаның

Көбі ауған Атилладан қорыққаны үшін.

Атилла – Мұнжықханның баласы еді,

Басы үлкен, кеудесі кең, аласа еді.

1500 жылдай болды өлгеніне,

Оның да қылған ісі тамаша еді.

Қайтейін айта беріп алған жерін,

Атаңның ойға түсір сондай ерін.

Қор болып осы күнде отырсың да,

Қозғалсын өткенді ойлап іште шерің.

Кім білмес кешегі өткен Шыңғысханды,

Жартысын дүниенің түгел алды.

Талайын Европаның бас игізіп,

Қорқытып Қытайға да алым салды.

Қолына туып еді қан уыстап,

Әлемді билейтұғын үлгі нұсқап.

Қойылған Шыңғыстауға соның аты,

Өзенін осы хақан кеткен қыстап.

Ортасын араб, қытай түгел алып,

Азия, Европаға жарлық салып.

Мейірімді, алған елге әділетті.

Кетеді, қарсыласса, қанға малып.

800 туғанын жылға толды,

Темучин атын бұзып, Шыңғыс қойды.

Шыдамды Шыңғыс деген мықты демек,

Отызға келмей тұрып бақыт қонды.

Ол туған Бүлүнжылдық деген жерде,

Рахымды қол астында кірген елге.

Не дінге, не ғұрыпқа қол сұқпаған,

Ой жібер, міне, осындай кемеңгерге.

Кешегі Әмір Темір қандай еді,

Әлемге жаққан жарық шамдай еді,

Міне оның туғанына 600 жыл,

Батырдың сайыпқыран маңдайы еді.

Әкесі Тарағай да батыр еді,

Кіші деген жерді билеп жатыр еді.

Ту ұстап Әмір Темір атқа мінді,

Жазасын талай жауы тартып еді.

Шыңғыстың алған жерін о дағы алған,

Болмайды бұл сөзімнің бірі жалған.

Түріктің хан Йылдырым Баязитін

Ағашқа жеңіп ұстап таңып алған.

Дұшпаннан қарсы келсе қан ағызған,

Бір емес мұндай қанды көп ағызған.

Алғанда Асфаһанды көп соғысып,

Жетпіс мың бас сүйектен үй салғызған.

Түріктен талай сабаз батыр келген,

Шыққан ба ондай батыр бөтен елден.

Қытайды шабамын деп бара жатып,

Ол Темір дәл жетпіс бір жасында өлген.

Кім білмес кешегі өткен Тоқтамысты,

Орыстан алым алып, көрдей қысты.

Қазақ пен ноғайлының ақындары,

Едіге, Тоқтамысты жыр қылыпты.

Демеңіз атақтының бәрін де жаз,

Жазуға түгел теріп жетпес қағаз.

Кейінгі айтылатын сөзді тыңда,

Түріктен тағы қандай шыққан сабаз.

Жоғарғы айтқанымды қылсаң пайым,

Құя бер құлағыңа ұққан сайын.

Бұл күнде Стамбулда бөлек тұрған,

Айтайын енді Оспанды түрік жайын.

Түріктің Сақа деген бір табы еді ол,

Тауына Гималайдың барыпты ол.

Сақадан қаңлы деген тап бөлініп,

Баруға Үрім жеріне тартыпты жол.

Солардың кеткеніне 700 жыл,

Айтылды біраз одан, оны да біл.

Кез болып кезіп жүріп зор бақытқа,

Қандай бақ берді тәңірі, соны есеп қыл.

Қаңлының ханы болған Қия деген,

Жер алып, ерлікпенен ел билеген.

Ол өліп, жалғыз ұлы ер Сүлеймен,

Сол жерден қайта көшіп, жөнеп берген.

Евфраттың дариясына келіп жеткен,

Су тасып, нөсер құйып асқан шектен.

Алды-артқа қаза келсе қарата ма,

Қапыда ер Сүлеймен суға кеткен.

Талапты тағдыр оған бала берген,

Қайраты, ақылы артық дана берген

Ер Тұғырыл – Сүлейменнің жалғыз ұлы,

Сол жерде 400 үймен қала берген.

Көшсе де өңкей қаңлы, көшпей қалған,

Ерлікпен маңындағы елді алған.

Бірталай аз уақыт әскер жиып,

Ер Тұғырыл есті батыр деп аталған.

Хан емес, көп әскердің басы болған,

Қартайып сүйтіп жүріп жасы толған.

Орнына Оспан деген ұлы отырып,

Ер Тұғырыл 90 жаста опат болған.

Осы Оспан көп ел алып хан болыпты,

Ақылды, аса айлалы жан болыпты.

Келгенше осы кезге сол ат өшпей.

«Оспанды түрік» деген даң болыпты.

Ұғып ал осы сөзді, жас ұландар,

Өз баурың ол түрік те, осыны аңғар.

Құл болып біз қорлықта отырсақ та,

Көп шыққан атамыздан арыстандар.

Шыңғыстың үлкен ұлы Жошы хан ғой,

Баласы Бату-дағы батыр жан ғой.

Сарт, ноғай, қалмақ, қырғыз, қыпшақ,

Басында бәрі соған қараған ғой.

Орысты алғаш алған Бату өзі

1243 жылдың кезі.

«Сағымға садақ ілген Сайын хан» деп,

Батуға қойылған ат лақап еді.

Батумен бір туысқан Тоқай темір,

Көшпелі Көк орданы сол билеп жүр.

Біздің ел онда қазақ атанған жоқ,

Сарт, ноғай, қазақ, қалмақ – түбіміз бір.

Батудың жұрағаты – Өзбек хан,

Тұсында болған екен ол мұсылман.

«Дін қалды Өзбектен» деген мақал,

Қалмайды әлі күнге аузымыздан.

Темірхан – Тоқайтемір жұрағаты,

Дейтұғын Орманбет хан лақап аты.

Айнытпай атасының орнын басқан,

Түріктің ол дағы бір асыл заты.

1446 жыл келгенде,

Орманбет қаза жетіп ол өлгенде.

Таласып, зор хандыққа ұсақ хандар,

Быт-шыт қып ноғайлыны төрт бөлгенде.

Астрахан, Қырым, Қазан қаласында

Болыпты төрт бөлек хан таласында.

Билеген бергі шетті Әбілқайыр

1450 жылдың шамасында.

Осы кез біздің «қазақ» атанғандық,

Түрікте бір әдет бар ескі заңдық –

Тамызып, қанын сүтке қосып ішіп,

«Анда» деп жасайды екен туысқандық.

Туысқа анда болған қарамайды,

Жақын деп қан қосылмай санамайды.

Ішсе де қай ұрумен қанын қосып,

«Бір туған жақыным» деп бағалайды.

Құралған әр рудан қазақ басы,

Анда боп қан қосылған қарындасы.

«Ел болып, өз еркімен еркін жүрген»

Деген сөз – қазақтықтың мағынасы.

Қазақтың Әз Жәнібек ханы болған,

Билеген сыртын ноғай заңы болған.

Арғынның арғы атасы Дайыр қожа,

Дейтұғын бір әділ би тағы болған.

Ол биді Әбілқайыр жақсы көрген,

«Ақжол» деп оң тізеден орын берген.

Қобыланды қара қыпшақ батыр еді,

Намыс қып күндестікпен шайтанға ерген.

Өлтірген аңдып жүріп Ақжол биді,

Қазаққа осы жұмыс ауыр тиді.

Қысасқа Қобыландыны өлтірем деп,

Жар салып, Әз Жәнібек халқын жиды.

Жалынған «үш кісінің құнын ал» деп,

Алмаған «бізге керек емес мал» деп.

Бермеген Әбілқайыр Қобыландыны,

«Мұны өлтірсең, қалған ел бұзылар» деп.

Сондықтан өкпе қылып қазақ көшкен,

Қыпшақты шауып-жаншып, қатты өштескен.

«Шудағы Шағатайдың нәсілінен,

Қараймыз Мұғылтемір ханға» дескен.

Әскерін үшке бөлген Әз Жәнібек,

Ұлы жүз, орта жүз бен кіші жүз деп.

Шағатай тұқымынан Ахмет-Алаш.

Үстінен көшкен елдің тұрған билеп.

Ол кезде қазақ, қалмақ жерге талас,

Болса да тұқымы бір, заты аралас.

Ахметті «Әзірейіл алашсың» деп,

Қалмақтар оның атын қойған Алаш.

1500 жыл боларда батыр Шайбақ,

Нәсілін Әмір Темір түгел айдап.

Самарханд пен Бұқарды тартып алып,

Ташкентке де кіріпті көзі жайнап.

Соғысқан Оратөбе деген жерде,

Ұқсаған ағызған қан аққан селге.

«Өзбек – өз ағам, сарт – садағам» деп,

Болысқан сонда қазақ Шайбақ ерге.

Бұл Шайбақ – Әбілқайыр немересі,

Атақты Өзбектің шөбересі.

Өлтіріп Алаш ханды, Ташкентті алған,

Үйірін қайта тапты деген осы.

Баласы Әз Жәнібек – Қасым еді,

Атағы сол соғыста асып еді.

«Қасымның қасқа жолын» сол шығарған,

Ташкеннің алтын тағын басып еді.

Қасымның баласы еді Сығай ханың,

Тұр еді түгел билеп Ташкент маңын.

Сығайдың баласы екен Тәуекел хан,

Айтайын сарт Ташкентті қайта алғанын.

1598 жылдың кезі,

Тұрсынхан Ташкентті алып, сол биледі,

Түрікке сарт атанған хан боп тұрған,

Бұл Тұрсын – Шайбақ ердің тұқымы еді.

Есімхан Тәуекелден туып қалған,

«Есімнің ескі жолы» заң шығарған.

Өлтіріп түн ішінде Тұрсынханды,

Ташкентті, сартты шауып, қайтып алған.

1600 жылға таянғанда,

Есімхан ескі тағын қайта алғанда.

Айбике, Қоңырбике, Нұрбикені

Олжалап алып келген сол барғанда.

Тұрсынды өлтірерде түнде барып,

Күзетшісін есіктің байлап алып.

Есімнің қасындағы бір жыршысы,

Оятқан Тұрсынханды әнге салып.

Сондай ер бүгін қайда, Құдайым-ау,

Бұл елдің бүйтіп қор боп тұрғаны анау.

Өлмеген Тұрсынханды оятқанда,

Төлеген жыршысының сөзі мынау:

«Ей, қатағанның хан Тұрсын,

Кім арамды ант ұрсын.

Жетім елді жылатып,

Жер тәңірісіп жатырсың,

Хан емессің – қатынсың.

Қазақ келді – қапылсың.

Алтын тақта жатсаң да,

Ажалың жеткен пақырсың.

Көнбесең де көнерсің,

Иманыңды айт, өлерсің.

Еңсегей бойлы ер Есім

Шашқалы тұр қаныңды,

Алғалы тұр жаныңды,

Кешікпей сонан көрерсің».

Есімнің Салқам Жәңгір баласы еді,

Ол дағы қалың елдің панасы еді.

Жәңгірдің қалмақ қызы қатынынан

Әз Тәуке адамзаттың данасы еді.

Қызы еді Қайып ханның бір қатыны,

Осыдан Уәлібақы туған ұлы,

Әз Тәуке хан болған соң өкпе қылып,

Кетіпті Үргенішке дейін мұны.

Осы еді Абылайдың арғы атасы,

Болмайды бұл сөзімнің еш қатасы,

Абылайдың осы атасы сол жақта өліп,

Хан болған мұнда келіп қара басы.

Бұл жерде Абылайды тоқтатайын,

Қараңдар шежіремнен оның жайын.

«Басында Күлтөбенің күнде кеңес»

Жол салған Әз Тәукені сөз қылайын.

Ақылы айдын көлдей тольш тұрған,

«Қасқа жол», «Ескі жолды» толықтырған.

Бекітіп біржолата қазақ заңын.

Жол салып, мінсіз қылып орнықтырған.

Аздан соң жау көбейіп болған қауіп,

Қазақты тұс-тұсынан әр ел шауып.

1552 жылдарында

Шетіне Амудария барған ауып.

Баласы Болат хан боп, Әз Тәуке өлген,

Хан шыққан Нәдір деген парсы елден.

Жан-жағын әлгі Нәдір жалмаған соң,

Қайта ауып біздің қазақ Сырға келген.

Келгені 1700 шамасында,

Қалмақ бар бұрын Сырдың жағасында.

«Әрі отыр», «бері отыр» деп талас шығып,

Болыпты талай соғыс арасында.

Қазақтан, қалмақтан да қандар жауған,

Аз емес өлген адам адыр таудан.

1723 жыл шамасында,

Жеңіліп, әрі жұтап қазақ ауған.

Қазақтар Қаратаудан аса көшкен,

«Ақтабан шұбырынды болды» дескен.

Тұсында Абылайдың қалмақты айдай,

Қорлықтан кек алғаны қалмайды естен.

Жазғанмын ендігісін мұнан бұрын,

Шежіремнің «Еңлік-Кебек» оқы бірін.

Осыған соны қосып жаттап алсаң,

Білерсің түп атаңның барлық сырын.

                                                              Wakarim Hudayberdiulu